30 Aralık 2009 Çarşamba

happy new years eve!


Evet,birazdan yola çıkıyorum.

Emrah,Melisam.Ve bu kez Beyza ve Nadide'de dahil!

Yine en sevdiklerimle,harika bir yılbaşı geçirmek için.Ah,Yiğit de olsaydı diyorum,ama New York'ta bu inanılmaz christmas zamanını geçirirken kendileri,pek özlenmeyeceğimizi düşünüyorum.(:

İnanılmaz mutlu ve heyecanlıyım,çok özledim herkesi!

Ardından da 3 gün istanbul.Resmen ihtiyacım olan herşey.

Yeni vintage elbisem ile birlikte,en sevdiklerimle birlikte,en güzel içkilerimizle,harika bir yılbaşı için,birazdan yola çıkıyorum.

Umarım 2010 herkese umut,mutluluk,huzur ve aşk getirir.

Umudunuzu kaybettiğiniz anlarda,en dibe vurduğunuz anlarda,inanın ki güneş yeniden doğuyor,umut yeniden varoluyor.


Umarım bu yıl hepimize ihtiyacımız olan herşeyi getirir.

Aşk ve umut dolu yepyeni bir yıl için,

Hepinize mutlu yıllar!


27 Aralık 2009 Pazar

bir cümle.

''Biz yalnızlığı bile başkasının bizi izlediğini hayal ederek yaşıyorken, bana soyutlanmaktan bahsetme.''

23 Aralık 2009 Çarşamba

düğünümüz var!

İlk aradığında kıskanmadım değil,ilk günden beri yanlarındayım,nasıl aşık olduklarının yıllardır en büyük tanığıyım.
İlk aradığında kıskanmadım değil,ama sonunda olması beni de mutlu etti.Herkese,herşeye rağmen yapılıyor tüm hazırlıklar.Hayır erken değil aslında,daha da uzasa aileler engelleyecekti bunu.Ev tutulmuş,eşyalar alınıyor,düğün şubatta yapılacak,ve ben de,nedime oluyorum!
Pek bir amerikanvari senaryo olacak bu sanırım,giyinip süslenmiş güzelce yanlarında,hafiften de olsa bir kıskançlık ve buruklukla onların en mutlu günlerini izlemek.
İlk duyduğumda kıskanmadım değil,ama onlar bana kanıt;Merve ve Agit,bu dünyada aşkın en büyük şey olduğuna,hiç bir engel tanımadığına,hiç bir sorunun problemin iki aşık insanı durduramayacağına bir çift kanıt.
Hep mutlu olsunlar,beni de inandırmaya devam etsinler,bir gün benim de böyle kusursuz bir aşk bulabileceğime.seven,üzmeyen,gururu adına herşeyi yakıp yıkmayan,yalnızca seven,safça ve aşkla seven birini bulabileceğime inandırsınlar beni.

Ve hep mutlu olsunlar.

21 Aralık 2009 Pazartesi

when i'm asleep.

çok yorgunum bu aralar.şu hastalık durumunuda atlatamadım.tam iyi oldum ateşim düştü derken,gribe döndü 360 derece.en azından boğazım eskisi gibi acımıyo,ciğerlerim düzeldi gibi hafif.gerçi şu an yine ateşim çıkacak gibi görünüyor,kısık ve halsiz gözlerle ateş düşürücüyü arıyorum odada.
of sıkıldım artık sürekli yorgun,uykulu ve hasta olmaktan.hayır uyuyamıyorum da adam gibi ne zamandır.
dön dur,yorganı terletti diye fırlat sonra üşü yeniden örtün yeniden terle yeniden üşü...bi de yastığım mı rahatsızlaştı benim ya?

ne istiyorum biliyomusunuz?biliyomusun?her kimsen,okuyan işte.biliyomusun ne istiyorum?
uyumak.uzunca bir süre uyumak.gülümseyerek,üşümeyerek,terlemeyerek,güzel saten geceliğimle,gülümseyerek uzun ve rahat bir uyku uyumak.uyandığımda bahar gelmiş olsun.
odayı güneş ışıkları doldursun,o ışıklar gözlerimi kamaştırsın ve o ışıkla uyanayım.
bir bahar sabahı,cumartesi sabahı,açayım gözlerimi.
yepyeni ve ışıl ışıl bir sabaha.
görmesin gözlerim hiç birşeyi,aramasın gözlerim hiç birşeyi.hiç kimseyi.
güzel bir bahar sabahına,en güzel gülümsememle,en güzel askılı saten geceliğimle uyanayım.
ışıl ışıl bir güne,yemyeşil bir hayata,ılık bir umuda uyanayım saten geceliğimle istiyorum.

ılık bir hayata.
ışıl ışıl bir aşka.
yemyeşil bir umuda.

20 Aralık 2009 Pazar

this kiss will mary us.

Yiğit'in haklı çıktığı durumlar nadirdir,pek nadir yaladığını yutturur adama.
ama bu grubu dinlettiğinde bayağı bi dalga geçmiştim,evet şu an yaladığımı yutuyorum sanırım.

bu şarkı başladığında,ismine baktım otomatikman.ve ismi o kadar hoşuma gitti ki...yazasım geldi.
yalnızca yazmak istedim.okuma.okumayın.okumasın kimse.
herşeye,herkese yazasım var bu akşam.uzun uzun,sayfalar dolusu yazasım var.

10 gün sonra yılbaşı.yılın en sevdiğim zamanı,taa geçen yılın entrylerinden bellidir yılın bu zamanına duyduğum bu özel heyecan.çok farklı olacak,acıtmıyo değil böyle olacak olması.
ama yapacak bir şey yok.hayallerim de o alamadığım elbiseyi giyiyor olacak,beyzaların evinde,dostlarım,arkadaşlarım ve kocamla olacaktım.
varsın olmayayım.
varsın giyemeyeyim o güzel elbiseyi.
varsın 12'de yeni yıl öpücüğü almayayım.
varsın ökseotunun altında beni öpmeyi beklemesin kimse.
varsın melisayı öpeyim hatta saatler 12'yı vurduğunda (hep yiğitimi öpeceğim canım,dimi ama.haha)

elbet gelecek yıl giyeceğim daha güzel bir elbise.
toz pembe hemde.rengarenk hemde.
elbet bugün beni gülümseten ayakkabılar olacak ayağımda bir gün,
pırıl pırıl,en güzel elmastan bile daha güzel-daha parlak,o pırıl pırıl,gümüşi,siyah kadife kurdeleli miu miu stilettolar.
elbet bir gün olacaklar ayağımda,
rüya elbisemle birlikte.
rüya erkeğimle birlikte.
beni ökseotunun altında bekleyen biriyle.
benim için herşeyi yapacak biriyle.
başkasına dokunmayacak biriyle.
benim için her fedakarlığı yapacak biriyle.
gerekirse kendinden ödün verecek biriyle.
gece yarısı vereceği öpücükle ebediyen benim olacak biriyle.

o öpücükle kocam olacak biriyle.
elbet bir yıl,
elbet bir yılbaşı.
elbet bir yılı geride birlikte bırakıp birlikte yeni yılın ilk sabahına uyanacağım biriyle.
bunu da en az benim kadar dört gözle bekleyen biriyle.

elbet bir yıl.
belki de seneye.
belki de başka bir sene.
ama bir yıl,
elbet bir yıl,
elbet bir yıl olacak bunlar.

elbet bir yıl.

11 Aralık 2009 Cuma

Requiem

Bazen gerçekten ''yukarıdaki'' vurdu mu tam vuruyor.
Annem.Ona asla zarar gelmemeli.Dünyanın en kutsal insanı benim annem.
Ona bişey olmamalı.Buna izin verme.Buna izin verme.Buna izin verme.

Anneme bişey olmasına asla izin verme.

la vie et belle.

Hala hayattayım,hala nefes alıp verebiliyorum.
Zamanla uykular,yemek yemelerde olacak.
Zamanla herşey çok iyi,çok daha iyi olucak.
Evet kötü günler bunlar,kötü geceler,uykusuz geceler,yalnız geceler,yanlız sabahlar,ve bunu takip eden yalnızlıklar.
Kim atlatmamış ki?
Kim ölmüş ki?

10 Aralık 2009 Perşembe

goodbye letter.

Demek bu kadarmış.Demek böyle biticekmiş,
az önce okudum sana ilk yazdığımı.
Ardından bunları yazacağım günlerin geleceğini bilsem,ölürdüm ben.
Bir şekilde ölürdüm,yapardım bunu.Bu duruma gelmemek,bunları yaşamamak için.
Biri ya bunların bir hayal olduğunu söylesin,yada beni öldürsün.
Bu bir rüya değilse,nihayet uykuya dalabildiğimde asla uyanmamak istiyorum.
Yanımda sen olmayacaksan asla uyanmamak,hiç bir güne başlamamak,asla gözlerimi açmamak istiyorum.
Artık hissetmemek,hiç bir şey hissetmemek istiyorum.Nolur,biri bitirsin bu acıyı.
Eğer Tanrı gerçekten varsa,lütfen alsın bunu benden.
Bu acıyı,herşeyi.
Nolur.
Ben böyle nasıl yaşanır bilmiyorum.Sanki bu dünyaya ilk annemin değil senin kollarında açtım gözlerimi...

5 Aralık 2009 Cumartesi

lovely bones.

''my name is susie.susie salmon.like the fish.''


Bir sürü fotoğraf görürsünüz ya gazetelerde,duvarlarda,otobüs duraklarında,küçük kayıp kızların resimleri.günlük hayatın birer rutini olmuşlardır artık.nedense fotoğrafların çoğunda gülümsemez kayıp kızlar,başlarına neler geleceklerinin farkındalarmışcasına.yaklaşık beş saniye bakarız o fotoğraflara,sonra gazetenin spor sayfasına,ya da gelmekte olan otobüsün numarasına veririz aklımızı,çünkü istisnadır o fotoğraflar.çok uç,farklı olaylar.asla sizin yanınızdan geçmez,yakınınıza uğramaz,başınıza ise asla gelmezler.değil mi?
Benim adım susie.susie salmon.tıpkı balıktaki gibi.Komşumuz tarafından öldürüldüğümde 14 yaşındaydım.Soğuk bir kış akşamüzeri,okuldan eve dönüyordum,ilgimi çekmişti yoluma çıkıp anlattığı evindeki o tuhaf yapı.ne zarar gelebilirdi ki,komşumuzdu.öldürecek değildi ya.

Benim adım susie.sonuna kadar izledim sizleri,sizler yanıma gelene dek.ağlamalarınızı,mutluluklarınızı,heyecanlarınızı,ilk sevişmelerinizi,köpeğinizin ölümünü,benim için yaktığınız mumları...hepsini izledim arkadaşımla beraber.oda benimle yaşıttı.o da hiç düşünmemiş o olayların başına gelebileceğini,ona bir zarar verebileceklerini.en fazla ne yapabilirlerdi ki,öldürecek değillerdi ya.

Benim adım susie,sonuna kadar izledim yapamadıklarımı.aşağılardayken göremediklerimi,yapamadıklarımı sizlerin yapmasını,görmesini izledim.kardeşlerimin büyümesini,arkadaşlarımın ve ablamın aşık oluşunu,hepsini izledim.oysa ben de bilmek isterdim,o herkesin sınıfta bahsettiği kelebekler gerçekten hissediliyormu midede?peki o kızların hep fısır fısır konuştukları konu,sevişmek.gerçekte nasıl bir şey acaba?ablam sonrasında ağlamıştı,çünkü çok mutluydu.ilk aşkı olan ve sonradan kocası olan çocukla yaşamıştı her ikisinide.aynı anda.acaba yaşasaydım bende yaşayabilecekmiydim bunu?

Benim adım susie, sonuna kadar izledim sizleri.sizler yanıma gelene kadar,yukarılarda bir yerlerde inşa ettiğim evimde bekledim sizleri.

Benim adım susie.susie salmon.öldürüldüğümde 14 yaşındaydım.


''Inside the snow globe on my father's desk,there was a penguin wearing a red and white striped scarf.When i was little my father would pull me into his lap and reach for the snow globe.He would turn it over,letting all the snow collect on top,then quickly invert it.The two of us watched the snow fall gently around the penguin.The penguin was alone in there, i thought,and i worried for him.When i told my father,he said, ''Don't worry Susie;he has a nice life.He's trapped in a perfect world.''

29 Kasım 2009 Pazar

trust&lust.

şehveti boşver,bir yarım sigarada,bir boyası silinmiş dudakta,bir ucuz şişede bulurum ben onu.
bana sol taraftaki gerek,''tek kadın'' olmam gerek,''o kadın'' değil artık,tek kadından son kadına geçmem gerek.
bana güven gerek.


güven.gerçekten de olmazsa olmuyormuş.ve olduğunu-varolduğunu sandığında da bir anda yerlebir olabiliyormuş.
aptalsan,mantıktan arınmış düşünceler dolaşır ''beynin''de.e böylece,yaparsın işte.saçmalarsın.
ve herşeyi berbat edersin.çünkü aptalsın,ne yaptığının farkında olamayacak,neredeyse o ''a'' fiilini gerçekleştirmeye kapı açtığını,meyilliden de meyilli olduğunu farkedemeyecek kadar aptal.
bu yüzden,devam edersin işte.
ve herşey sorgulanır artık.
bir ufak aptallık yüzünden.
ve eminim ki arkası gelicek olan bir aptallık yüzünden.
şehveti boşver,bana sol taraftaki gerek.

''we can love who we trust,
but what is love without lust?''

16 Kasım 2009 Pazartesi

neresindeyim.

artık ne sigara,ne de kahve.ne o en sevdiğim dizi,ne o en sevdiğim film,ne de o şarkılar.
yemek bile.hala kahvaltıya durmak.saat kaç olmuş oysa ki.acıkmışmıyımdır bilmiyorum.hissetmiyorum.istemiyorum.duyamıyorum.anlamıyorum.konuşamıyorum.anlamıyorum.
hiç ama hiç anlamıyorum.
bu ufak şehre sığamıyorum artık.
o geldiğim büyük şehirle de artık hiç bir bağım kalmadı sanki.
ayda yılda bir hatırlanıyor ve özleniyorum.
hayatımda ki belki de en önemli olan erkek,en eski en güzel en özel dostum bile,sanki özlemiyor.
peki ya sen,kahvelerimiz,alışverişlerimiz,aptallıklarımız?sende mi özlemiyorsun?
oysa ki ilk gittiğimde ağlayarak otobüse atladığın gibi gelmiştin,dayanamamıştın bensizliğe bir ay sonra.
peki ya şimdi?
sanırım herkes bensizliğe çok çabuk alıştı.yerim pek de dolduralamaz değişmiş demek ki.

peki ben bu boşluğu neyle doldurucam?
artık ne sigara,ne kahve,ne şarap,ne o filmler,ne de o şarkılar.
yardımcı olmuyor,birşeyleri doldurmuyor.
bu ufacık daire,bu ufacık şehir,ufacık bina,ufacık derslikler,ufak dersler,yuttu beni.
oysaki sığamazdım hiçbirine,yapamazdım,ne kadar da emindim herşeyden büyük olduğuma.
''bigger than life''
ne oldu o hisse?
ismim bile artık batıyor.
günler,saatler,dakikalar geçmiyor.
o kitaplar bile artık ufak.kaybolamıyorum içlerinde,dünyaları yeterince büyük değil artık.

neresindeyim bu şehrin?
neresindeyim bu yılın,bu hayatın,bu kızın?

neresindeyim?

13 Kasım 2009 Cuma

little ribbons.

en sevdiğim küpemin teki kayboldu.

çok hevesle bayağı yüklü bir para dökerek almıştım.
bence tamamlayıcıydı.onu takığımda bir eksiğim kalmaz,tamamlanırdım sanki.yemeğe eklenen son baharat,kremalı pastaya konulan son çilek.son dokunuşlardır,ama onlar olmazsa da olmaz sanki.
evet sadece bir küpe
ama çok seviyordum,
ve artık teki yok.
evet gerçekten çok üzülüyorum şu an buna.
bu kadar da sığ birşey değil aslında bu,sadece bir küpe değil,
benim en sevdiğim küpem.
gerçekten bu kadar aptalca birşey değil aslında,
benim en sevdiğim küçük kurdeleli küpelerim.

6 Kasım 2009 Cuma

busy busy.

Harika bir cuma akşamı,gerçekten bunu planlamıştım evet.
Solumda british literature kitabı,sağımda batı kültürü ders notları.Sanırım ''daha iyi bir haberci'' ve de ''daha iyi bir edebiyatçı'' belki de sadece ''daha iyi bilinmek'' adına arkadamdan iş çeviriyor olan ''iyi arkadaşım'',bu akşam çok meşgul.

''iyi bir arkadaş'' olma ve zaman zamanda ''iyi notlar alma'' adına ''iyi bir sevgili'' olma görevini pek de umursamayan sevgilim ise yine çok meşgul,çünkü iyi bir arkadaş olmaya çalışıyor.
Benim ise şu an,bu odada oturmaya devam ederek yapabileceğim pek az şey var,''iyi bir öğrenci''olmaya çalışmak gibi.Sağımdaki notları elime almaya başlayayım o zaman,işte benim çılgın cuma akşamım.


24 Eylül 2009 Perşembe

time of all times.

make an enterance again
make all the other co-starring girls dissappear
make me the leading lady
and write a story,the story of us.

make your enterance as in the movies
just like the ones in which at the end the boy always holds the right girl and sweep her feet of
make me the right girl
sweep my feet of
hold me,
hold me tight
kiss me slowly.
i'm not asking much,
just smile to me and this will do,
sweep my feet of.

just make an enterance
and let it happen,
make it happen.
make it a story,
a beautiful story,
like the heart warming ones in which there are only happy endings
write us a happy ending

just make an enterance in my life,
i don't wanna hold on the wasted late summer memories which lasted for only a night
just come,
just think,
think of the blue dress in which i was dancing in front of you
think of the kisses you gave me on the neck
think of the sharing glances
think of me,
just think of me.
and don't stop thinking of me.

write us a story in which you hold me tight and kiss me slowly and sweep my feet of.
write a story for us.
this is the time of all times.

22 Eylül 2009 Salı

spell it out.

should i really spell it out like O,like,H?

nothing else to say.
nothing else to write.
nothing to tell.
still you.
still suffering from the upgradeted versions of you,still you.
still me.
same you,same me.
still,i'm not pretty enough.
i'm not cute enough.
i'm not beautiful enough.
i'm not attractive enough.
i'm not cool enough.
i'm not extra-ordinary enough.
i'm not skinny enough.
i'm not funny enough.
i'm not good enough.
i'm not pretty enough.
still,i'm not pretty enough for you.


if only i'd be good at something you'd be good at.
if only you'd be good at something i'd be good at.
if only you'd like me for what i'm good at.


still the same you,when we were back in 2006,
when we were high.
still the same,only the 2009 version of you.
at least the new you could like me even if was for three hours.
you couldn't even do that.
i was that ugly for you.

i'll neber be pretty enough for you.
oh,i'll never be.
oh.

aldatmak.

gündüzümde varsın,gecemde benimsin.

7 Eylül 2009 Pazartesi

the boy in a far away land.

there's a boy in a far,far away land.

after all that we've been through
no matter how far away he is,
it still can hurt.
no matter which continent he is,
he still can hurt.

we could make it work
we could be the one
we could even marry you know,like you said.
you could mean that words you said
you could keep that promises you made
you could just love me in a good way,
beacuse i know you do.

i know you loved me
i know you still do,
you'll always love me in a way
i'll always love you in a way
we'll always love and miss each other in a way that no one would get.

but still,
we're never gonna be cool with that.
when we talk casually,that's always be an poor act.
the past is always between us.
and it always will.

but still,
i'll always miss a boy living in far,far away land in a way that no one would understand.
i'll always love a boy living in far,far away land in a way that no one would understand.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

love.

ever yours.
ever mine.
ever ours.

love& the city.

this a story of a couple.of two people.of two people whose story begins in New York,starts in Paris and turnes into a ''happy ending'' in New York.

we love you.
you're an inspiration for all of us.

i love you.
my very own inspiration.
like Ally McBeal,you make me believe in happy endings,in romance.
in a romance filled with the city of my dreams.
a romance filled with New York City.
a romance actually begins in Paris.

a romance of my dreams.

30 Haziran 2009 Salı

hello,i'm a grown up.

4o days left to be an official grown up.I don't want the ages starting with the number ''2''.
If the things went as i planned,as i wished,as i desired,that day would be the happiest day of my life,announcing the world that now i'm a woman who is where she wanna be.

Its all for nothing.I know,the things you dreamed of when you were a children,seems so silly when you're an 19 old fellow.But,i never wanted to be an astronout.


But still,now that i'm mostly 20,im completely empty handed.
I had my dreams,i had my pretty dreams.

Now that i'm mostly an ''adult'',it hurts even more.

-I never learn how to play the piano.
-I never learn how to sew.
-I never had a sewing machine.
-I never made any piece of clothing of my own.
-I never ''desing'' any piece of clothing.
-I never had long hair.
-I never kissed a boy that i'm in love with.
-I never get as thin as i wanted.
-I just couldn't speak as normal as the normal people do
-I never had a dog.
-My father never hugged me back.


....



But still,it didn't change.
From the age 5 to 19,all i wanted to do was to sew-''to make dresses''.
But still,
i never had a sewing machine.

3 Mayıs 2009 Pazar

sen.

adı buydu kitabın,
''sen''.

elime aldım,okumadım bile arkasını.
elime aldım sadece,sadece tuttum elimde,
sadece baktım o üç harfe,
o üç harf,
acı veren o iki ''üç harf''.
nasılda birbirine bağlı,
nasılda birbirinden ayrı.


koydum kitabı yerine,
bırakması zor oldu.
evet zordu.
''sen''i bırakmak zordu.
ama bana ait değildi o kitap,
aynı dilde yazılmamıştık.
anlamıyorduk birbirimizi.
ben ne kadar anlatsam,
o ne kadar anlatsa,
sarfettiğimiz cümleler kadar uzaklaşıyorduk.
harf israfı.
zaman kaybı.
kayıp.


oysa ki elime ilk aldığım anda ki sakinliğim,
sayfaları karıştırırken duyduğum o koku
anlamadığım kelimelere hayranlıkla bakarken esmer yüzümde beliren o gülümseme,
hiç terketmeseydi bu benliği.
hep anlasaydı beni.
sadece sevseydi.
sadece bunu yapabilseydi.
sadece bunu,
sevmeyi başarabilseydi.
çok güzel olmazmıydı sence de?

oysa ki,
hepsi topu topu üç harf,
öyle değil mi?


''sen'',
apayrı bir şehirde,
apayrı bir kitaplıkta.
''sen''
aynı şehirde,
bambaşka ellerde okunurken.

''aşk''
bambaşka bir dünyada,
bambaşka bir rüya.

29 Nisan 2009 Çarşamba

everything i'm not.

im not the one who feels so unsecured,
so unsecured of herself that can't even communicate,
lack of social skills,
can't even make friends of her own.
buried her loneliness in her fiction books.
always sits still,don't telling a word.
lovefool,always making plans for future,maybe even planning to have your children.
always complaining.always.nagging your brain to hell,
wants you to be a classic guy who every little girl dream of,prince charming.
you're so self-spirited and she so obsessed with you and her own future plans involving you that
she can't see you falling apart.
so jealous,jealous of everyone,everything,every fucking girl,
so obsessed.
don't even know what she wants,she just wants.keep wanting more,
nothing is ever enough,so unsatisfied.
wants everything to go exactly like she planned,
wants everything like the movies she loved,as magical as they could be
she wants her own Breakfast at the Tiffany's way,
and she pushes you to make it happen.


no,thats so untrue.
she is not.
she is so not.
she is nothing like you thought her to be.

im nothing like you thought i am to be.

the girl you think im is everything im not.

17 Nisan 2009 Cuma

me and you and everyone we know.

If you really love,then let's make a vow.Right here,together,right now.Okay?

-Okay.

Allright,repeat after me;''I'm gonna be free''.

-I'm gonna be free.

I'm gonna be brave.

-I'm gonna be brave.

Good,and the next one is;''I'm gonna live each day as if it were my last''.

-Oh that's good.

You like that?

-Yeah.

Then say it.

-I'm gonna live each day as if it were my last.

Fantastically.

-Fantastically.

Courageously.

-Courageously.

With grace.

-With grace.

And in the dark of the night,and it does get dark,when I call a name,that'll be your name.

-What's your name?

Nevermind.
Let's go everywhere,even though we're scared.'Cause this is life,and it's happening.It's really,really happening.
Allright,now let's kiss to make it real,okay?

-Okay.

5 Nisan 2009 Pazar

happy letter.

alışık değilim gülümseyerek birşeyler yazmaya.
ne zaman yazmaya başlasam,olmamış/kırılmış/kirlenmiş/bozulmuş hayallerin yada anıların üzerine oluyor.
alışık değilim hayatımda olan güzel bir şeyin üzerine yazmaya,
alışmakta istemiyorum.
sonra koyabilir çünkü eskisi gibi kırık dökük şeyler için yazmak.

o kadar bütünleşmişim ki karmaşık,bir türlü tamamlanmamış,yarım kalmış anılara,insanlara.
acıları bile bir parçam olmuş,bilememişim.
şimdi ise gerçekten garip geliyor,buraya hayatımdaki birisi için,yaşadığım bir şey için güzel ya da umut dolu şeyler yazmak.
evet yazdım.
çok yazdım belki güzel şeyler,
ama ''kurgu'' kelimesi bunun için var.
tek bir cümlenin,tek bir bakışın,tek bir gülüşün üzerine yazdığım bir sürü kurgu hikayem var.
evet güzeller,evet mutlular,evet gerçek değiller.
ama sen gerçeksin,
bu gerçek.
söylediğin sözler,bana bakışın,elimi tutuşun,dokunuşun,hepsi gerçek.
bu yüzden,
hiç alışık değilim,
ve nasıl başa çıkıcam bu durumla bilemiyorum,kestiremiyorum.
bazen ürkütücü,bazen sadece gülümsüyorum yanımda olduğun için,bazende yine paranoyalarım başlıyor,ama bazen sadece gülümsüyorum-yanımda olduğun için.


evet,belki dünyanın en uyumlu iki insanı değiliz.
evet,belki sarfettiğimiz her sözü bir kaç kez açıklamadan birbirimize anlayamıyoruz.
evet,belki çok farklı şeyler dinliyor-okuyor ve izliyoruz.
belki,tamamen farklı ve zıt insanlarız.

ama belki de,sen gözlerime baktığında,tek bir kelime etmesek bile kafamdan geçen şeyi anladığını düşünüyorum.
belki de,ellerimi tuttuğunda bizi dünyanın en uyumlu çifti olarak görüyorum.
belki de,sana verdiğim şarkıları sevdiğinde tamamen aynı şeyleri sevdiğimizi düşünüyorum.


ufacık şeyler,belki de daha önce kimse farketmedi,belkide ben öyle düşünmek istiyorum,
sendeki bu küçük ve özel ayrıntıları keşfeden tek kişi olduğumu düşünmek istiyorum.
ufacık şeyler,ilk tanıştığımızda karşımda oturuyodun,birşeyler anlatıyodun,ve tam da gözlerimin içine bakıyodun,yeşil gözlerini hafif kısarak.
bankta,hava ılık ılık eserken,tamda yanında otururken,gözlerini yere indirip başını eğmiştin,gözlerini yine hafif kısarak.
ben hastaydım,ikinci saat gidiyodum,kapıda yanıma gelmiştin,yüzünde gerçekten endişeli bir ifade vardı.gerçekten endişeliydin.benim için gerçekten endişelenmiştin.ve yeşil gözlerin bu kez tamamen açıktı,çünkü benim için endişeliydin.

evet ufak şeyler.
ama o kadar büyükler ki,ne zaman düşünsem beni gülümsetiyolar-tıpkı seni her düşündüğümde kendi kendime gülümsediğim gibi.

evet,hiç alışık değilim.
özellikle son zamanlarda tamamen unutmuştum,
birini düşününce fütursuzca gülümsemeyi.
o kadar uzun zaman olmuş ki,
birini sadece 1 saat bile görmeyince özleyeli.
o kadar uzun zaman olmuş ki,
yastığa her başımı koyduğumda gülümseyerek uykuya dalalı.
o kadar uzun zaman olmuş ki,
huzurlu bir şekilde uyuyalı.huzurlu bir uyku,çünkü sabahında sen beni kapımdan alıcaksın.elimden tutucaksın.günaydın diyip öpüceksin.


uzun zaman olmuş.
uzun zamandır ilk kez,
ilk kez bunu söyleyebilmek:
''seni seviyorum.''


iyi geceler sevgilim,
seni seviyorum.

4 Mart 2009 Çarşamba

rêve d'or.

you were supposed to love me
you were supposed to hold me,hold me tight.

you were supposed to write me letters
you were supposed to tell me the words i wanna hear-
you were supposed to mean them.

you were supposed to be here with me
you were supposed to fight for me
you were supposed to never let me go.

you were supposed to love me.


i was supposed to love you
i was supposed to make you happy
i was supposed to make you feel comfortable
i was supposed to make you feel serene
i was supposed you make you whole again


i was supposed to love you.
and i did.


we were supposed to be together
we were supposed to learn that togetherness is betterness
we were supposed to be happy
we were supposed to be the strongest-the longest,
we were supposed to belong together,
we were supposed to be together.



i was supposed to love you,
and i did.

2 Mart 2009 Pazartesi

barcelona barcelona.

sweet summer in barcelona.
we're both tan,i'm swinging in my little white dress,
in little streets of barcelona,with the rhytmes of the spanish guitar,
i'm swinging round in my little white dress
you're watching me from the corner,a faded blue jean and an old t-shirt on.
you're watching me from the corner,a smile on your tan face.
then we're headed to a little restaurant.
still i have a white dress on,
our heads all filled up wine,
we're making love in the small hotel of barcelona,
we have nothing on.

we're hand in hand,walking in the streets of barcelona.
you're taking pictures of me in the every corner.
we're making sweet love in the every corner.

sweet summer in barcelona.
we made sweet love in the sweet summer of barcelona.

paper gangsta.

madem bu kadar güçlüsün,madem bu kadar cesursun,
neden bu gece yanımda değildin?
madem bu kadar cesur,koruyucu ve güçlüsün,
bu gece neredeydin?
madem seviyo-dun/sun,madem umursuyo-dun/sun,
neredeydin?
ıssız bi sokağın köşesinde gece 1de sıkıştırılıp dayak yerken o kız,
hani çok seviyodun ya
hani yatagının altında silah uyumayı biliyosun ya
hani çok 'gangsta'sın ya,
neredeydin?
kaldırımda o kız ağlarken tek başına,
çığlık çığlığa bağırırken korkuyla,yardım için
neredeydin?

sen silahına sarılıp uyurken,
bak neler olmuş.
tatlı rüyalar sana.
her neredeysen.
ve kiminleysen.

tatlı rüyalar.

12 Şubat 2009 Perşembe

a short tribute to the summer of '08.

you were the one i wanna hug.but,there was the guy who i'm supposed to hug.
from the very first moment of my first footstepts to the city where you live,i'm amazed by you.
from the very first moment i saw you standing there underneath your sunglasses,smiling to me,i want to kiss you.thinking of you of all the days when i'm beside you with another guy.when i really want to be with you.
those times were the sweetest.with the summer breeze above us,smiling lightly each other,i felt a bit guilty.you were the forbidden fruit.but the forbidden fruit tastes sweetest.

i never saw you,never heard a word,never had a third letter from you.
until two weeks ago.
somehow,thanks to my weakness especially for you,you're back into my life.
but for the first time in the history,as mine.

we deserved a happy ending.
but we're kind of the unlucky ones,unlucky lovers,not meant to be.no matter how we try we just can't be together.now you're going away.very far indeed,another continent.
we deserved a happy ending.
but all we got is a short tribute to the sweetest summer in a sweet city.
we got only 2months,3 tops.
gotta make it the best,'cuz we deserved a happy ending,
'cuz you were the one i wanna hug.the one i wanna be with.
the one.

20 Ocak 2009 Salı

the downtown.

the night has came,she did the best she could do.he made no effort,he is the kind of the lucky ones,effortlessly breathtaking.so the night has came,it was a magic night:it was new year's eve.he got her with a smile,he made her believe with his beautiful smile,underneath his blonde hair.
the nights are still coming,she's still doing the best she can for a sweet dream to happen -

and they're gonna fall in love tonight,underneath the lights of the downtown.
and they're gonna fall in love tonight,heading up to his house.he'll tell her everything she wanted to hear.they'll walk the streets of the downtown in the night,hand in hand,smiling each other.oh what a smile of him.they'll be so perfectly the downtown dream.their lives are gonna stuck in these moments;there's no goodbyes,she won't go back to college-thinking about him in the sleepless nights in her apartment all alone,he won't realize the fact that he doesn't even know her name.


and they're gonna fall in love tonight,underneath the downtown.